Doğa her 100 kız çocuğuna karşılık 103 ila 107 erkek çocuk doğurur. Bu oran biyolojik bir dengeyi ifade eder. Ancak bu denge giderek bozuluyor ve kız çocuğu doğumları azalıyor.
Max Planck Institute for Demographic Research tarafından Nisan 2026’da yayımlanan ve Proceedings of the National Academy of Sciences’ta yer alan araştırma, küresel ölçekte artan erkek fazlasını ortaya koyuyor.
Azalan ölüm oranları, cinsiyetler arası ölüm farklarının daralması ve bazı ülkelerdeki cinsiyet seçici kürtajlar bu değişimi hızlandırıyor. Sonuç olarak nüfus yapısı giderek erkek ağırlıklı hale geliyor.
Bu değişim yalnızca demografik bir veri değil. Kadının toplumdaki konumuna dair yapısal bir sorunu işaret ediyor.
Rakamlar ne gösteriyor?
Çin ve Hindistan gibi ülkelerde erkek fazlasının yüzde 20’ye ulaşması bekleniyor. Bu, milyonlarca kız çocuğunun doğmadan önce elendiği anlamına geliyor.
Araştırmacılar 2024 yılını önemli bir kırılma noktası olarak tanımlıyor. Bu yıl, kadınların küresel ölçekte erkeklerden daha yüksek doğurganlık oranına ulaştığı ilk yıl oldu.
Ancak bu durum eşitliğe doğru bir ilerleme göstermiyor. Aksine, erkek fazlasının yarattığı demografik baskıyı yansıtıyor.
Cinsiyet seçici kürtaj neden gerçekleşiyor?
Oğul tercihi farklı faktörlerden besleniyor. Erkeklerin daha yüksek sosyal statüye sahip olması, soyadını sürdürme beklentisi ve erkeklerin aileye ekonomik katkı sağladığına dair yaygın inanç bu tercihi güçlendiriyor.
Bu noktada sorun biyolojik değil, toplumsal.
Kız çocuklarının daha az değerli görüldüğü ortamlarda aileler bu tercihi yapıyor. Teknoloji bu tercihi kolaylaştırıyor.
Yasaklar tek başına çözüm üretmiyor. Araştırmalar, kadınların ekonomik olarak güçlendiği ve kız çocuklarının eğitimde desteklendiği durumlarda bu eğilimin zayıfladığını gösteriyor.
Erkek fazlası kadınları nasıl etkiliyor?
Artan erkek nüfusu kadınların konumunu güçlendirmiyor. Tam tersine, riskleri artırıyor.
Araştırmalar cinsiyet dengesizliğinin cinsel şiddet ve taciz oranlarını yükselttiğini gösteriyor. Aynı zamanda partner şiddeti, kıskançlık ve hareket özgürlüğünün kısıtlanması gibi sonuçlar daha sık görülüyor.
Buna ek olarak kız çocuklarının eğitimden kopması, erken yaşta evlendirilmesi ve yalnızca ev içi rollerle sınırlandırılması da bu tabloyla ilişkilendiriliyor.
Kız çocuklarının sayısı azaldıkça kadınların kamusal alandaki varlığı da daralıyor.
Bu neden bir eşitsizlik meselesi?
Cinsiyet seçici kürtaj yalnızca bir nüfus sorunu değil. Birçok uluslararası kuruluş bu uygulamayı kadına yönelik şiddetin bir biçimi olarak tanımlıyor.
Kız çocuklarının doğmadan önce elenmesi, eşitsizliğin en erken aşamada ortaya çıktığını gösteriyor.
Bu durum, kadınların değerinin daha doğmadan belirlendiği bir yapıya işaret ediyor.
Kadınların değeri doğumdan önce belirleniyorsa, eşitlik mücadelesi de oradan başlamak zorunda.
Kaynaklar:
Schubert, H.-A., Spoorenberg, T., Dudel, C. & Skirbekk, V. (2026). Masculinization of populations reverses sex differences in fertility. Proceedings of the National Academy of Sciences, 123(17).
https://www.pnas.org/doi/full/10.1073/pnas.2533317123
Max Planck Institute for Demographic Research. (2026). Men have fewer children than women.
https://www.mpg.de/26423948/0423-defo-men-have-fewer-children-than-women-154642-x
EurekAlert. (2026). Men have fewer children than women.
https://www.eurekalert.org/news-releases/1125517







