Migren dünya genelinde en yaygın nörolojik hastalıklardan biri. Ama bu yükü herkes eşit taşımıyor.

Kadınlar migrenden erkeklere kıyasla 3 ila 4 kat daha fazla etkileniyor. Buna rağmen migren araştırmaları, klinik tanı süreçleri ve tedavi protokolleri bu cinsiyet farkını yeterince yansıtmıyor.

Veriler, migrenin yalnızca bir sağlık sorunu olmadığını gösteriyor. Aynı zamanda bir cinsiyet eşitsizliği meselesi.

Migren kadınları ne ölçüde etkiliyor?

2021 yılında üreme çağındaki kadınlarda migrenin küresel yaygınlığı 493 milyon vakaya ulaştı. Migren, 50 yaş altı kadınlarda engelliliğe yol açan hastalıklar arasında birinci sırada yer alıyor. Bain & Company

1990’dan 2021’e kadar cinsiyet farkı giderek büyüdü. Kadınların migren yükü prevalans, insidans ve engellilik ayarlanmış yaşam yılı gibi tüm ölçütlerde erkeklerden belirgin biçimde yüksek seyretti. Stemconnector

Küresel nüfusun yaklaşık yüzde 15’i migrenden etkileniyor. Bu oran kadınlarda çok daha yüksek. Migren aynı zamanda küresel GSYİH’nin yüzde 1 ila 2’sine mal olan ekonomik bir yük oluşturuyor. Buna karşın araştırma finansmanı ve klinik ilgi bu yükle orantılı değil.

Hormonal bağlantı neden önemli?

Kadınlarda migrenin bu denli yaygın olmasının temel nedenlerinden biri hormonal dalgalanmalar. Östrojen düzeyindeki değişimler migren ataklarını doğrudan tetikleyebiliyor.

Adet döngüsü boyunca östrojenin düşüşü menstrüel migrenle ilişkilendiriliyor. Hamilelikte bazı kadınlar rahatlama yaşarken bir kısmında ataklar yoğunlaşabiliyor. Menopoz döneminde ise hormon dalgalanmaları migrenin seyrini önemli ölçüde etkiliyor.

Aralık 2025’te yayımlanan araştırma, hormonal migren olarak tanımlanan türün diğer migren türlerine kıyasla daha şiddetli, daha uzun süreli ve tedaviye daha dirençli olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmacılar bu durumun yalnızca biyolojik faktörlerle açıklanamayacağını, tıp sistemindeki tarihsel cinsiyet önyargılarının da tedavi zorluklarına katkıda bulunduğunu vurguluyor.

Neden yetersiz teşhis ediliyor?

Migrenin kadınlarda bu kadar yaygın olmasına rağmen yetersiz teşhis edilmesi birkaç yapısal sorunun sonucu.

Klinik araştırmalar tarihsel olarak erkek merkezli yürütüldü. Kadın bedeninin farklı biyolojik tepkileri uzun süre göz ardı edildi. Bu durum tanı kriterlerini ve tedavi protokollerini doğrudan etkiledi.

Bunun yanı sıra kadınların ağrısının ciddiye alınmaması sağlık sistemlerinde belgelenmiş bir örüntü. Kadınlar aynı ağrı düzeyindeki erkeklere kıyasla daha az ağrı kesici reçete alıyor, daha uzun bekleme süreleriyle karşılaşıyor ve şikayetleri daha sık psikolojik nedenlere bağlanıyor.

Nitekim 2025’te Berlin Charité Üniversitesi Baş Ağrısı Merkezi’nde gerçekleştirilen araştırma, migrenin tipik semptomlar gösterdiğinde kadınlarda daha kolay tanındığını ortaya koyuyor. Ancak atipik semptomlar söz konusu olduğunda tanı doğruluğu düşüyor. Bu durum klinik farkındalık boşluğunun hem kadınları hem de erkekleri farklı biçimlerde etkilediğini gösteriyor.

Cinsiyet ayrımcılığı ve migren ilişkisi

2025’te yayımlanan araştırma, migren yaşayan kadınların ayrımcılık deneyimiyle daha sık karşılaştığını ve daha ağır semptomlar bildirdiğini ortaya koyuyor. Migren aynı zamanda kaygı bozukluğu, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğuyla ilişkilendiriliyor.

Bu bulgu migrenin yalnızca nörolojik bir rahatsızlık olmadığını, yaşam koşulları ve toplumsal deneyimlerle de iç içe geçtiğini gösteriyor.

Araştırma finansmanı yeterli mi?

Migren, küresel hastalık yükü açısından üst sıralarda yer alıyor. Ama araştırma finansmanı bu yükle orantılı değil.

Tarihsel olarak kadına özgü ya da kadınlarda daha yaygın görülen sağlık sorunları araştırma gündeminde daha az yer buluyor. Endometriozis, premenstrüel sendrom ve menopoz gibi durumlarla birlikte migren de bu örüntünün bir parçası.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 raporuna göre kadın sağlığı öncelikleri, hastalık yüküyle kıyaslandığında ciddi biçimde yetersiz finansman alıyor. Bu durum yalnızca bireysel sağlık sonuçlarını değil, küresel ekonomik verimliliği de etkiliyor.

Migren sadece “baş ağrısı” değil

Migren kronik ve engelleyici bir nörolojik hastalık. Kadınları erkeklere kıyasla çok daha fazla ve çok daha ağır biçimde etkiliyor.

Buna karşın araştırmalarda, klinik tanı süreçlerinde ve sağlık politikalarında bu fark yeterince karşılık bulmuyor.

Veri büyüdükçe farkındalık da büyüyor. Ama migrendeki cinsiyet farkını kapatmak için yalnızca farkındalık değil, araştırma finansmanı, klinik protokollerin güncellenmesi ve sağlık sistemlerindeki önyargıların ele alınması gerekiyor.

Kaynaklar:

  1. Cen, J. et al. (2024). Global, regional, and national burden and trends of migraine among women of childbearing age from 1990 to 2021. Journal of Headache and Pain.
    https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11157953/
  2. Rokkonen, L.A. & Temmes, M. (2025). Hormonal migraine as the hardest to treat. European Journal of Women’s Studies.
    https://www.researchgate.net/publication/346303239
  3. Charité – Universitätsmedizin Berlin. (2025). Sex-related disparities in migraine recognition and management.
    https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12539007/
  4. Thorsteinson, V.H. et al. (2025). Gender-based discrimination and its influence on mental health symptoms among people living with migraine. Journal of Health Psychology.
    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/39972608/
  5. World Economic Forum. (2026). Women’s Health Investment Outlook 2026.
    https://www.weforum.org/stories/2026/05/womens-health-in-numbers/