Empati uzun yıllardır “kadınsı” bir özellik olarak tanımlandı. Liderlik ise çoğu zaman “erkeksi” niteliklerle yani baskınlık ve atılganlıkla eşleştirildi. BBC Future’da yayımlanan kapsamlı analiz, bu yerleşik kabulleri bilimsel araştırmalar ışığında yeniden tartışmaya açıyor. Yazıya göre; kadınlar empati testlerinde ortalama olarak erkeklerden biraz daha yüksek puan alıyor. Ancak bu fark sanıldığı kadar büyük değil. Dahası, cinsiyetler arasındaki farktan çok, her bir cinsiyet grubunun kendi içindeki farklılıklar daha belirgin. Bu bulgular, “kadınlar doğuştan daha empatik” varsayımının sorgulanması gerektiğini gösteriyor.

Biyoloji mi, toplumsal öğrenme mi?

Bazı araştırmalar, anne karnındaki hormon maruziyetinin empatiyle ilişkili olabileceğini öne sürüyor. Ancak genetik çalışmalar, empati düzeyindeki farklılıkların yalnızca küçük bir bölümünün biyolojik faktörlerle açıklanabildiğini ortaya koyuyor. Örneğin geniş katılımlı bir genetik araştırma, empati düzeyindeki bireysel farklılıkların yalnızca yaklaşık onda birinin genetikle ilişkili olduğunu gösteriyor. Geri kalan büyük bölüm, çevresel ve toplumsal etkenlerle şekilleniyor. Kız çocukları küçük yaşlardan itibaren “nazik”, “ilgili” ve “bakım veren” rollerle özdeşleştiriliyor. Erkek çocuklara ise daha rekabetçi ve bağımsız roller atfediliyor. Bu sosyal beklentiler zamanla davranış kalıplarını güçlendiriyor.

Empati öğrenilebilir bir beceri

Araştırmalar empatiyi sabit bir kişilik özelliği değil, gelişebilen bir süreç olarak tanımlıyor. İnsanlar motive olduklarında ya da ödül sistemi devreye girdiğinde empatik doğruluk artıyor. Bir deneyde, erkeklere “Erkekler de duyguları paylaşma ve anlama konusunda iyidir” mesajı verildiğinde, öz bildirimlere dayalı empati farkı ortadan kalktı. Bu durum, beklentilerin ve toplumsal normların empatiyi nasıl etkilediğini açık biçimde gösteriyor. Empati, öğrenilebilen ve güçlendirilebilen bir beceri. Toplumsal cinsiyet kalıpları ise bu becerinin kimden beklendiğini belirliyor.

Empati kalıplarının eşitsizlikle ilişkisi

Kadınlar daha empatik görülürken, liderlik potansiyelleri sıklıkla daha düşük algılanıyor. Çünkü liderlik hâlâ baskınlık ve sertlik üzerinden tanımlanıyor. Öte yandan erkeklerin duygusal destek arama davranışı daha zayıf kabul ediliyor. Bu da, yalnızlık ve ruh sağlığı sorunları açısından ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Empatiyi yalnızca kadınlara atfetmek hem kadınların liderlik alanında sınırlanmasına hem de erkeklerin duygusal alanının daralmasına yol açıyor.

Yeni bir bakış mümkün

Toplum, bakım emeğini ve duygusal sorumluluğu cinsiyetten bağımsız biçimde yeniden tanımlamaya başlıyor. Erkeklerin bakım rollerine daha fazla katılması ve duygusal ifade alanlarının genişlemesi, bu dönüşümün işaretleri arasında. Empati ne yalnızca kadınlara ait bir özellik ne de erkeklere uzak bir beceri. Bilim, bu yetinin biyoloji kadar sosyal çevreyle de şekillendiğini gösteriyor.

Soru şu: Empatiyi bir cinsiyet özelliği olarak mı görmeye devam edeceğiz yoksa, herkes için geliştirilebilir bir insan becerisi olarak mı ele alacağız?