Bir kadın toplantıda fikrini söylemediğinde, iş başvurusu yapmadığında ya da maaş beklentisini dile getirmediğinde, birçok kişi bunu kadınların kendini sansürlemesi olarak yorumluyor. Ancak bu davranışların her biri farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla ortak soru şu: Kadınlar hangi koşullarda kendilerini geri çekiyor? Kadınların kendini sansürlemesi, çoğu kişiye göre özgüven eksikliğinden doğuyor. Oysa araştırmalar, başkalarının değerlendirmelerinin ve toplumsal beklentilerin de davranışı etkilediğini gösteriyor.
Üstelik bu etki yalnızca iş yaşamında ortaya çıkmıyor. Özellikle çocukların küçük yaşta edindiği kalıp yargılar, eğitim tercihleri ve kamusal alandaki güvenlik kaygıları da davranışı şekillendiriyor. Ancak bütün bu deneyimleri tek bir kavramla açıklamak doğru değil. Bir fikri dile getirmemek ile güvenli ulaşım bulunmadığı için bir işe başvurmamak aynı şey değil. Bu ayrım, sorunun kaynağını anlamak açısından belirleyici.
Kadınların kendini sansürlemesi ne anlama geliyor?
Kendini sansürleme, kişinin söylemek istediği bir düşünceyi ya da paylaşmak istediği bilgiyi çeşitli kaygılarla sınırlaması anlamına gelir. Örneğin bir çalışan, yöneticisinin tepkisinden çekindiği için toplantıda itirazını dile getirmeyebiliyor. Aynı şekilde bir gazeteci, çevrimiçi tehditler nedeniyle bazı konularda paylaşım yapmaktan vazgeçebiliyor. Ancak beklentisini düşük açıklamak ya da bir fırsata başvurmamak her zaman kendini sansürleme anlamına gelmez. Bu davranışlar, toplumsal beklentilere uyma ya da riski azaltma çabası da olabiliyor.
Dolayısıyla önemli olan yalnızca davranışı görmek değil, davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığını anlamak. Bir kadının sessiz kalması, söyleyecek sözü olmadığı anlamına gelmez. Aynı şekilde konuşmaması, her durumda baskı yaşadığını da kanıtlamaz. Araştırmaların değeri, bu olasılıkları ayırt etmemize yardımcı olmasında.
Zekâya ilişkin kalıp yargılar altı yaşında belirginleşiyor
Bian, Leslie ve Cimpian 2017’de Science dergisinde yayımladıkları araştırmada, çocukların zekâyı cinsiyetle nasıl ilişkilendirdiğini inceledi. Araştırmacılar dört çalışmada, 5 ile 7 yaş arasındaki çocuklarla ve 64 ile 144 kişilik örneklemlerle çalıştı. 5 yaşındaki kız ve erkek çocuklar kendi cinsiyetlerini benzer ölçüde “gerçekten zeki” olarak değerlendirdi. Ancak 6 ve 7 yaşında kızlar, kendi cinsiyetlerini bu özellikle erkeklere göre daha az ilişkilendirdi.
Ayrıca araştırmacılar oyun tercihlerine de baktı. 6 ve 7 yaşındaki kızlar, araştırmacıların “çok zeki çocuklar için” diye tanıttığı oyuna erkeklerden daha az ilgi gösterdi. Buna karşılık araştırmacılar oyunu “çok çalışan çocuklar için” diye tanıttığında aynı fark ortaya çıkmadı. Ancak yalnızca 6 yaşı inceleyen çalışmada fark aynı yöndeydi ama istatistiksel olarak anlamlı çıkmadı. Fark, araştırmacılar 6 ve 7 yaşları birlikte incelediğinde belirginleşti.
Bu nedenle kadınların kendini sansürlemesi altı yaşında başlıyor diyemeyiz. Araştırmacılar zekâya ilişkin algıları ve çocukların belirli bir oyuna gösterdiği ilgiyi ölçtü. Yine de bulgu önemli, çünkü çocukların hangi alanları kendilerine uygun gördükleri, ileride fırsatlarla kurdukları ilişkiyi etkileyebiliyor.
Yetenek mi, çalışkanlık mı?
Kadınların kendini sansürlemesi tartışmasında araştırmanın dikkat çekici yönü, “zeki olmak” ile “çalışkan olmak” arasındaki fark. Dolayısıyla bu ayrım, okulların ve öğretmenlerin kullandığı dilin önemini düşündürüyor. Bir başarıyı yalnızca doğuştan gelen yetenekle açıklamak, bazı çocukların o alana ait olmadıklarını düşünmesine yol açabiliyor. Buna karşılık çabayı ve gelişimi vurgulayan bir yaklaşım farklı mesajlar verebiliyor. Ancak tek bir araştırmadan hareketle belirli bir yöntemin eşitsizlikleri ortadan kaldıracağını söyleyemeyiz.
Kadınlar başarılarını neden daha düşük değerlendirebiliyor?
Exley ve Kessler 2022’de Quarterly Journal of Economics’te yayımladıkları araştırmada, kişilerin kendi performanslarını nasıl değerlendirdiğini inceledi. Çalışmalar ayrıca 4.000’den fazla çevrimiçi katılımcıyı ve 10.000’den fazla okul çağındaki genci kapsıyor. Bulgulara göre matematik ve fen görevlerinde kadınlar kendi performanslarını erkeklere göre daha düşük değerlendirdi. Üstelik fark okul örnekleminde altıncı sınıfta da ortaya çıktı. Toplumun daha kadınsı bulduğu bir görevde ise aynı örüntü görünmedi.
Bu sonuç, kadınların kendini sansürlemesi tartışmasında önemli bir ayrıma işaret ediyor. Kişinin kendini değerlendirmesi, gerçek performansıyla her zaman aynı değil. Özellikle toplum belirli becerileri bir cinsiyetle özdeşleştirdiğinde, kişiler başarılarını değerlendirirken bu beklentilere kapılabiliyor. Yine de bulguları bütün mesleklere ya da bütün kadınlara genellemek doğru olmaz.
Başkaları göreceğinde beklentiler değişebiliyor
Bursztyn, Fujiwara ve Pallais 2017’de American Economic Review’da yayımladıkları araştırmada, kadınların kendilerini nasıl sunduğunu yanıtları kimlerin göreceğiyle ilişkilendirdi. Araştırmacılar çalışmayı ABD’deki seçkin bir işletme yüksek lisansı programında, 2016 giriş grubuyla yaptı ve sınıfın yüzde 98’i yer aldı. Öğrenciler kariyer merkezinin staj yerleştirme anketini doldurdu. Araştırmacılar yanıtları sınıfta tartışacaklarını söylediğinde bekâr kadınların yıllık maaş beklentisi yaklaşık 18.000 dolar daha düşük çıktı. Aylık seyahate hazır oldukları gün sayısı da yaklaşık 13,6’dan 6,6’ya geriledi. Buna karşılık yanıtlar anonim kalacağında bekâr ve bekâr olmayan kadınların yanıtları benzerdi.
Üstelik katılım notları da benzer bir fark gösterdi. Bekâr kadınların ortalaması 71,4, bekâr olmayan kadınlarınki 77,5 oldu. Sınav ve ödev notları ise neredeyse aynıydı: 79,2 ve 79,8. Ayrıca ikinci bir deneyde, erkek grup arkadaşlarıyla eşleşen bekâr kadınların uzun saatli ancak yüksek maaşlı işi seçme olasılığı 26 puan daha düşüktü. Yazarlar bu tabloyu, bekâr kadınların evlilik piyasasındaki beklentilere uyma çabasıyla açıklıyor.
Buradaki önemli nokta, kadınların gerçekte daha az kazanmak istemesi değil. Dolayısıyla kadınların kendini sansürlemesi yalnızca özgüvenle değil, görünürlükle de ilgili olabiliyor. Aynı kişi, yanıtını kimin göreceğine göre farklı bir beklenti açıklayabiliyor. Ancak araştırmacılar yalnızca tek bir seçkin programın öğrencileriyle çalıştı. Bu nedenle bütün kadınların maaş beklentilerini aynı şekilde değiştirdiğini söyleyemeyiz.
İş yerindeki değerlendirme süreçleri neden önemli?
Bu araştırma, iş yaşamındaki bazı uygulamaları gözden geçirmek için bir başlangıç noktası veriyor. Örneğin kurumlar çalışanlardan kariyer hedeflerini herkesin önünde açıklamalarını istediğinde, yanıtlar yalnızca gerçek tercihlerine dayanmayabiliyor. Bu nedenle kurumlar, çalışanların hedeflerini dile getirebileceği farklı yöntemlere yer verebiliyor: bire bir görüşmeler, yazılı değerlendirmeler ve açık terfi ölçütleri gibi. Ancak bu uygulamaların etkili olup olmadığını ayrıca ölçmek gerekiyor.
Toplantıda yer almak, eşit söz hakkı anlamına gelmiyor
Karar süreçlerinde yalnızca temsil oranlarına bakmak yeterli değil. Örneğin bir toplantıda kaç kadının bulunduğu kadar, kimin ne kadar konuştuğu da önemli. Karpowitz, Mendelberg ve Shaker 2012’de American Political Science Review’da yayımladıkları deneyde 470 kişiyle çalıştı. Araştırmacılar katılımcıları her biri beş kişilik 94 gruba rastgele yerleştirdi. Gruptaki kadın sayısını ve karar kuralını da, yani oybirliği ya da çoğunluğu, rastgele atadılar.
Grupta yalnızca bir kadın olduğunda, çoğunluk kuralında kadın grubun konuşma süresinin yaklaşık yüzde 13’ünü kullandı. Buna karşılık her erkek yaklaşık yüzde 22’sini kullandı. Oybirliği kuralında bu fark anlamlı çıkmadı: yaklaşık yüzde 18 ve yüzde 21. Ancak kural her grupta aynı sonucu vermedi. Dört kadının bulunduğu gruplarda çoğunluk kuralında fark kayboldu, oybirliği kuralında ise tek erkek daha fazla konuştu.
Bu sonuç, toplantıdaki eşitsizliğin yalnızca katılımcıların kişisel özelliklerinden kaynaklanmadığını gösteriyor. Yani kararları nasıl aldığımız da kimin konuşacağını etkiliyor. Ancak konuşma süresinin eşitlenmesi, karar gücünün eşitlendiği anlamına gelmez. Toplantılarda kimin önerisinin kabul gördüğü ve hangi görüşün karara yansıdığı da önem taşıyor.
Kadınların sesini sınırlayan etkenlerden biri de güvenlik
Kamusal alanda kadınların kendini sansürlemesi, iş yerindeki beklentilerden farklı koşullarda ortaya çıkabiliyor. UNESCO ve ICFJ’nin Nisan 2021’de yayımladığı The Chilling araştırması, kadın gazetecilerin çevrimiçi şiddet deneyimlerini inceledi. Ankete 125 ülkeden 901 gazeteci yanıt verdi ve 714’ü kadındı. Ayrıca soruyu yanıtlayan 625 kadının yüzde 73’ü çevrimiçi şiddet yaşadığını söyledi. Ankete yanıt veren 714 kadın gazetecinin yüzde 30’u sosyal medyada kendini sansürlediğini, yüzde 20’si ise çevrimiçi etkileşimden tümüyle çekildiğini bildirdi.
Bu veriler, kadınların kamusal alanda kendilerini sansürlemelerinin yalnızca toplumsal beklentilerle açıklayamayacağımızı gösteriyor. Tehdit, taciz ve hedef gösterme gibi güvenlik riskleri de kadınların kamusal katılımını sınırlayabiliyor. Yani burada sessiz kalmak, olası zararı azaltmaya yönelik bir korunma davranışı olabiliyor. Dolayısıyla çözümü yalnızca kadınların daha cesur davranmasında aramak, sorumluluğu yanlış yere yükler. Asıl ihtiyaç, çevrimiçi şiddeti önleyen ve etkili başvuru yolları sağlayan mekanizmalar.
Bazen sorun kendini sansürlemek değil, seçeneklerin daralması
Kadınların geri çekilmesi olarak yorumlanan bazı davranışlar aslında erişim koşullarıyla ilgili. Borker’in 2021’de Dünya Bankası için yayımladığı çalışma, Delhi Üniversitesi’nin sekiz kolejinde 2016’da yaptığı ankete dayanıyor. Analiz 3.744 öğrenciyi kapsıyor ve örneklemin yüzde 65’i kadın. Kadın öğrenciler, daha güvenli bir güzergâh için erkeklerden yaklaşık dört kat fazla okul kalitesinden ödün vermeye razıydı. Ayrıca kadın öğrencilerin yüzde 89’u yolculukta taciz yaşadığını bildirdi.
Bu tabloyu yalnızca kadınların düşük beklentileriyle açıklamak mümkün değil. Çünkü ulaşım güvenliği gibi dış koşullar tercihleri şekillendiriyor. Daha düşük puanlı ancak ulaşımı güvenli bir üniversiteyi seçen öğrenci, hedefinden vazgeçmiş olmayabiliyor. Yani mevcut seçenekler arasında güvenliğini gözeterek karar veriyor olabiliyor. Yazar ayrıca bu tahminlerin alt sınır olduğunu belirtiyor, çünkü hiç üniversiteye giremeyen kadınlar örnekte yok. Bu nedenle kadınların kendini sansürlemesi ile seçeneklerin daralmasını birbirinden ayırmak gerekiyor. Tercihleri değerlendirirken kadınların hangi seçeneklere gerçekten erişebildiğini de sormak önem taşıyor.
Aile ve çevre beklentileri hedefleri nasıl etkiliyor?
Aile ve topluluk ilişkileri de kadınların eğitim ve çalışma kararlarını şekillendirebiliyor. Hussain ve arkadaşları 27 Ekim 2026’da Frontiers in Psychology’de yayımladıkları çalışmada, Pakistan’ın Punjab eyaletindeki Bhakkar ilçesinde kırsal kadınların yükseköğrenime erişimini inceledi. Araştırmacılar 30 kişiyle görüştü: 8 kız öğrenci, 9 kadın aile üyesi ve 13 erkek aile ve topluluk üyesi. Kız öğrenciler ve kadın aile üyeleriyle bireysel, erkeklerle ise grup görüşmesi gerçekleştirdiler.
Görüşmeler, katılımcıların eğitimi genel olarak değerli bulduğunu gösterdi. Ancak destek çoğu zaman ailenin onayına, okulun eve yakınlığına ve gözetime bağlıydı. Bu koşullarda bazı kız öğrenciler, olası tepkileri önceden değerlendirerek hedeflerini sınırladıklarını anlattı. Araştırma küçük bir örnekleme ve tek bir ilçeye dayanıyor. Yazarlar da bulguların Pakistan’daki bütün kırsal kadınlara genellenemeyeceğini belirtiyor.
Bununla birlikte çalışma, kadınların kendini sansürlemesi kavramına yakın bir mekanizmaya dikkat çekiyor. Bazen bir fırsatın önüne açık bir yasak konması gerekmiyor. Kişi, beklediği tepki nedeniyle o fırsatı değerlendirmekten vazgeçebiliyor. Ancak burada da bireysel karar ile toplumsal koşulları ayırmak önemli, çünkü kişinin düşünceleri seçenekleri tek başına daraltmıyor.
Koşullar değiştiğinde kadınların kararları da değişiyor
Garlick, Field ve Vyborny’nin Pakistan’ın Lahore kentinde yaptığı saha deneyi, ulaşım seçeneklerinin iş başvurularına etkisini inceledi. Yazarlar çalışmayı 2025’te IZA tartışma metni olarak yayımladı. Yani çalışma henüz hakemli bir dergide çıkmış bir makale değil. Ana analiz, deney süresince en az bir iş ilanıyla eşleşen 2.653 kadını kapsıyor.
IZA sürümüne göre kontrol grubunda iş başvurusu oranı yüzde 1,11’di. Araştırmacılar herhangi bir ulaşım desteği verdiğinde bu oran göreli olarak yüzde 70 arttı. Yalnızca kadınlara yönelik ulaşım seçeneğinde ise göreli artış yaklaşık yüzde 150’ye ulaştı. Buna karşılık karma ulaşım teklifinin etkisi istatistiksel olarak anlamlı çıkmadı.
Bu sonuç, kadınların iş arama davranışının mevcut ulaşım koşullarına duyarlı olduğunu gösteriyor. Ancak çalışma kadınların kendilerini sansürleyip sansürlemediğini doğrudan ölçmedi. Dolayısıyla bulguyu kendini sansürleme araştırması olarak göstermek doğru olmaz. Asıl katkısı başka bir noktada. Kendini sınırlama gibi görünen bazı davranışlar, erişim koşulları değiştiğinde değişebiliyor. Bu durum, kadınların tercihlerini yalnızca motivasyon ya da özgüven üzerinden açıklamanın sınırlarını gösteriyor.
Kadınların kendini sansürlemesi hangi koşullarda azalabiliyor?
Kadınların kendini sansürlemesi, farklı ortamlarda farklı mekanizmalarla ortaya çıkıyor. Çocuklukta zekâya ilişkin kalıp yargılar öne çıkarken iş yaşamında başkalarının değerlendirmeleri önem kazanıyor. Toplantılarda karar kuralları, kamusal alanda güvenlik, eğitimde ise ulaşım koşulları davranışı etkiliyor. Dolayısıyla bütün bu sorunlar için tek bir çözüm bulunmuyor.
Eğitimde beklentileri gözden geçirmek
Okulların, başarıyı yalnızca doğuştan gelen yetenekle bağlayan söylemleri gözden geçirmesi mümkün. Öğretmenler ayrıca çocukların farklı alanlara ilgisini destekleyen ortamlar kurabiliyor. Okullar ayrıca öğrencilerin kendilerini nasıl değerlendirdikleri ile gerçek performansları arasındaki farkları izleyebiliyor.
İş yerinde söz hakkını kurallarla desteklemek
Kurumların, toplantılarda söz dağılımını ve karar alma süreçlerini gözden geçirmesi mümkün. Örneğin toplantıdan önce görüşleri yazılı toplamak farklı katılım yolları açabiliyor. Açık değerlendirme ve terfi ölçütleri de çalışanların beklentilerini ifade etmesini kolaylaştırabiliyor. Ancak kurumların bu uygulamaların sonuçlarını düzenli olarak ölçmesi gerekiyor.
Kamusal alanda güvenliği güçlendirmek
Çevrimiçi şiddete karşı etkili başvuru mekanizmaları, kadınların kamusal katılımı açısından önemli. Ayrıca güvenli ulaşım, eğitim ve çalışma fırsatlarına erişimi doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle yalnızca bireylerin davranışını değiştirmeyi hedefleyen programlar yeterli olmayabiliyor. Güvenliği ve erişimi artıran düzenlemeler de gerekli.
Sorun kadınların yeterince konuşmaması mı?
Kadınların kendini sansürlemesi üzerine tartışmalar zaman zaman bireysel özgüvene ağırlık veriyor. Ancak araştırmalar daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Kimi kadınlar başkalarının değerlendirmelerini hesaba katarak beklentilerini farklı dile getiriyor. Buna karşılık diğerleri güvenlik kaygıları nedeniyle kamusal görünürlüğünü azaltıyor. Bazı durumlarda ise mesele kendini sansürlemek değil, ulaşımın, aile beklentilerinin ya da kurumsal kuralların seçenekleri daraltması.
Dolayısıyla bu deneyimlerin ortak noktası, davranışların, kadınların içinde bulunduğu koşullardan bağımsız olmaması. Üstelik deneysel çalışmalar, kurallar ve erişim koşulları değiştiğinde davranışların da değişebildiğini gösteriyor. Bu nedenle kadınların neden daha az konuştuğunu ya da belirli fırsatlara neden başvurmadığını sormak tek başına yeterli değil. Aynı zamanda hangi koşulların konuşmayı, başvurmayı ve karar süreçlerinde söz almayı kolaylaştırdığını da incelemek gerekiyor. Kadınların potansiyelini ortaya koyması, yalnızca bireysel cesarete değil, fırsatlara erişebildiği ve kendini güvenle dile getirebildiği ortamlara da bağlı.
Kaynaklar:
Bian, L., Leslie, S. J. ve Cimpian, A. (2017). Gender stereotypes about intellectual ability emerge early and influence children’s interests. Science.
Araştırmayı incele
2. Kadınların kendi başarılarını değerlendirmesi
Exley, C. L. ve Kessler, J. B. (2022). The gender gap in self-promotion. Quarterly Journal of Economics, 137(3), 1345–1381.
Araştırmayı incele
Bursztyn, L., Fujiwara, T. ve Pallais, A. (2017). Acting wife: Marriage market incentives and labor market investments.American Economic Review, 107(11), 3288–3319.
Araştırmayı incele
Karpowitz, C. F., Mendelberg, T. ve Shaker, L. (2012). Gender inequality in deliberative participation. American Political Science Review, 106(3).
Araştırmayı incele
Posetti, J. ve diğerleri (2021). The Chilling: Global trends in online violence against women journalists. UNESCO.
Raporu incele
Borker, G. (2021). Safety first: Perceived risk of street harassment and educational choices of women. Dünya Bankası, Policy Research Working Paper No. 9731.
Araştırmayı incele
Hussain, Z., Chenmei, C., Zhijun, N., Hassan, N. ve Iqbal, M. (2026). Social stigmatization and gender inequality in education: Evidence from rural Pakistan. Frontiers in Psychology, 17, 1840642.
Araştırmayı incele
Garlick, R., Field, E. ve Vyborny, K. (2025). Women’s mobility and labor supply: Experimental evidence from Pakistan.IZA Discussion Paper No. 17883.
Araştırmayı incele







