Yaklaşımımız

Sürdürülebilir kalkınmayı; ülke kaynaklarının daha verimli kullanılarak geleceğimizin ekonomik ve çevresel olduğu kadar toplumsal ve kültürel boyutlarıyla da doğru programlanması için bir gereklilik olarak görüyoruz.

Sadece ekonomik büyümeyi hedefleyen bir kalkınma modelinin uzun vadeli, toplumun her kesimini kapsayan ve doğa dostu faydalar sağlamayacağı gerçeğinden yola çıkarak çalışmalarımızı iş dünyasında bu farkındalığı yaratmak üzere kurguluyoruz.

2016’da hedeflerimizi, Türkiye iş dünyasının mevcut durumu ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SDG’ler) ile uyumlu hale getirdik. Bu temel çerçevede yoğunlaştırdığımız aşağıdaki odak alanlarımız yoluyla uluslararası sürdürülebilir kalkınma gündemini Türkiye iş dünyasına taşıdık.

Düşük Karbon Ekonomisine Geçiş ve Verimlilik

 

Gezegende yasayan tüm insanların ortak ve en acıl sorunu haline gelen iklim değişikliği, fosil yakit kullanımı ve endüstriyel süreçler sonucu ortaya çıkan karbon emisyonları nedeniyle insanlik için giderek daha büyük bir tehdit haline geliyor. İklim değişikliğiyle mücadele;

  • sanayide, taşıtlarda ve binalarda enerji verimliliğini,
  • enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını,
  • endüstriyel süreçlerde kaynak verimliliğini,
  • alternatif enerji kaynaklarını ve bunların ortaya çıkarılması ve geliştirilmesi için gelişmiş bir teknolojiyi,
  • aynı zamanda ekonomi de ve tüm iş süreçlerinde bu dönüşümün gerçekleştirilebilmesi için güçlü finansal mekanizmalarin kurulmasını zorunlu kılıyor.

Düşük karbon ekonomisi demek, temiz enerjiye dayalı bir gelecek demek. Fosil yakıtlar ekonomik gelişmenin hala önemli bir kısmını oluştursa da yenilenebilir enerjinin hızla düşen maliyetleri bu alana yapılan yatırımları giderek artırıyor. Enerji verimliliğine yapılan yatırımların pazar payı da yine aynı şekilde yükseliyor. İş dünyası, bu dönüşümün gerçekleşmesi konusunda hem baş aktör konumunda hem de düşük karbon ekonomisinin sunduğu fırsatlar düşünüldüğünde birinci faydalanıcısı. Dolayısıyla iklim değişikliği-düşük karbon ekonomisi-enerji üçgeni, BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde de yer verildiği gibi sürdürülebilir kalkınmanın olmazsa olmazlarından. Odak alanının faaliyetleri için tıklayınız

 

Sürdürülebilir Sanayi ve Döngüsel Ekonomi

 

Sürdürülebilir sanayi, üretim yapan sirketlerin sürdürülebilirliği üretim ve tüketim süreçlerinin tamamında benimsenmiş bir strateji haline getirmesini ifade ediyor. SKD Türkiye olarak döngüsel ekonomiyi ve sürdürülebilir tüketimi, bu anlayışın temeli olarak ele alıyoruz.

Döngüsel ekonomi; mevcut "al, yap, at" (take, make, dispose) şeklindeki ekonomik modeli değiştirmek amacıyla inovatif iş modellerinin ve teknolojinin gücünü kullanarak piyasalar, müşteriler ve doğal kaynaklar arasındaki ilişkiye bakmanın yeni bir yolu. Endüstri Devrimi'nden bu yana üretim ve tüketimin dönüşmesi için en büyük firsatlardan biri olarak görülen döngüsel ekonomi; 4.5 trilyon dolarlık bir fırsat sunarak sadece sürdürülebilir bir gelecek için ivmeyi hızlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda küresel ekonomik gelişme için de devasa bir potansiyel taşıyor. İnovasyon sayesinde küresel ekonominin esnekliği artırılırken dünya genelinde insanlar ve toplumlar destekleniyor, en önemlisi de Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Paris Anlaşması gibi küresel ortak hedeflerimize ulaşmada çok önemli bir aşama kat ediliyor. İş dünyası özelinde bakıldığında başarılı döngüsel iş modelleri, doğal kaynaklara olan bağımlılığı azaltırken şirketler için değer yaratıyor. Bu model şirketlerin maliyetlerini azaltıp verimliliğini artırarak rekabetçiliğini de güçlendiriyor ve risklerini azaltıyor.

Sürdürülebilir tüketimi de kapsayan bu model, şirketlerdeki çalışanların tüketim alışkanlıklarından şirketin tedarik zincirindeki firmaların üretim modellerine kadar geniş bir yelpazeyi ifade ediyor. Odak alanının faaliyetleri için tıklayınız

 

 
 
 

Sürdürülebilir Tarım ve Gıdaya Erişim

 

Yapılan çalışmalara göre dünya nüfusu 2050’de 9 milyara ulaşacak ve üretim-tüketim süreçleri şu an olduğu gibi devam ederse bu nüfusun hayatta kalabilmesi için 2.3 dünyaya denk bir ekolojik kaynak gerekecek. Oysa doğal kaynaklar artmıyor, hızla tükeniyor. Bunun yoksulluğun giderek artması ve sağlıklı gıdaya erişimin giderek zorlaşacaği demek olduğu rahatlıkla söylenebilir. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda küresel ısınma kaynaklı aşırı iklim olayları, sürdürülebilir olmayan tarım teknikleri ve tedarik zincirleri, yerel gelir kaynaklarının azalması, ormansızlaşma, arazilerin ve su havzalarının sürdürülebilir bir şekilde yönetilememesi gibi sebeplerden dolayı tarım ve gıdanın oldukça olumsuz etkileneceği artık bilinen bir gerçek. SKD Türkiye olarak iş dünyasının bunun önüne geçmek için kuvvetli araçlara sahip olduğuna inanıyoruz. Odak alanının faaliyetleri için tıklayınız

 

Sosyal İçerme ve Kapsayıcılık

 

Sürdürülebilirliğin ekonomik, çevresel ve sosyal boyutlarının entegre bir şekilde ele alınması gerektiğini vurgulayan yaklaşımımız, sosyal içerme ve kapsayıcılığı ana odak alanı olarak belirlememizde en büyük etken. İş dünyasının merkezinde insan ve toplumlara sunulan fayda olduğundan yola çıkan yeni düşünce biçimleri, iş yapış biçimlerini de değiştirmeyi sağlıyor. Günümüzde bir şirketin geleceğini çalışanları, müşterileri, tedarikçileri, tüketicileri, içinde faaliyet gösterdiği yerel topluluklar, ilişkide bulunduğu hükümetler ve hissedarlarının bakış açısı, desteği veya sadakati belirliyor. Dolayısıyla şirketlerin sürdürülebilirliği, finansal kârından öte tüm bu paydaşları için yarattığı katma değerle yakından ilişkili. SKD Türkiye olarak şirketlerin özellikle sürdürülebilirliğin temel kavramlarından olan sosyal içerme ve kapsayıcılığı gözeten bir iş modelini benimsemelerini oldukça önemsiyoruz. Bu odak alanı altında şirketlerin sosyal sermayenin ölçülmesi, değerlendirilmesi ve yönetilmesi ile sosyal etkileri konusunda farkındalık sağlamaya yönelik önemli çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Odak alanının faaliyetleri için tıklayınız

 

 
 
 
 
 
 
 

Sürdürülebilir Finans ve Risk Yönetimi

 

Bundan 10 yıl önce, en yüksek global riskler arasında sosyal veya çevresel konular büyük oranda yer almıyordu. Bugün ise, iş dünyasının karşılasabileceği ilk 5 riskin 4’ü sosyal veya çevresel. Ekonomik ve mevzuatsal riskler giderek yerini sosyal, çevresel ve yönetişimsel (ESG) risklere bırakıyor. Fakat kurumlar bu yeni riskleri tanıma, önceliklendirme, yönetme ve açıklama konusunda sinirli beceriye sahip. Sürdürülebilirlik raporlarında yer alan öncelikli konular ve ESG riskleri ile yasal belgelerde açıklanan riskler arasında uyuşmazlık mevcut. Halihazırdaki risk yönetim çerçevesine ESG risklerinin de entegre edilmesi, böylece mevcut sistemde doğru şekilde dikkate alınmayan fakat şirketlerin maruz kaldığı risklerin de hesaba katılması gerekiyor.

SKD Türkiye Sürdürülebilir Finans ve Risk Yönetimi Çalışma Grubu, her yıl düzenlediği Forum ile sürdürülebilir finans konusunu iş dünyasının gündeminde tutmak ve iyi uygulamaları yaygınlaştırmak için çalışır. Giderek artan çevresel, sosyal ve yönetişimsel riskler hakkında farkındalık yaratmayı, kurumsal performansı iyileştirirken risk, strateji ve karar alma süreçleri arasında bağlantı kurulmasını sağlamayı hedefler. Her yıl tekrarladığı Reporting Matters Projesi ile üyelerinin raporlama kalitesini yükselterek iş dünyasına duyulan güvenin artmasına, potansiyel risklerin görülmesine ve fırsatların yakalanmasına katkı sağlar.